TARİHTE KARS VE ANİ
Doğal koşullarının uygunluğu, askerî
ve ticarî önemi nedeniyle tarih boyunca yoğun bir yerleşmeye sahip olan Kars
şehri, askerî bir kale
olarak 1750 metre yüksekliğindeki plato üzerine
kurulmuştur.
Urartular Döneminde (M.Ö. 860-665)
“Diavehi Ülkesi” ya da “Akhuryan Ülkesi” olarak adlandırılan bölge, Aras
Nehri’nden Çıldır’a kadar uzanmakta ve Ani’yi de içine alan Arpaçay Nehri’nin
havzasını kapsamaktadır. Ermeniler Döneminde, Kars Irmağı havzasının bulunduğu
bölge Vanand/Vanant adıyla tarih kaynaklarında geçmektedir[1].
M.Ö. 860’tan itibaren Urartu
hâkimiyetinde uzun süre kalmış olan şehir, M.Ö. 665 yılında İskitlerin eline
geçmiştir. M.Ö. 549-330 yılları arasında Pers İmparatorluğu hâkimiyeti altında
bulunan bölge, İmparator Darius tarafından “Armenia” adıyla 13. satraplık hâline
getirilmiştir. Bu satraplığın sınırlarına kuzeyde Aras Nehri’nden Yukarı Dicle
Nehri’ne kadar olan bölge, güneyde Boton Çayı’na, Fırat ve Dicle havzasındaki
eyaletler bağlanmıştır[2].
M.Ö. 331 yılında, Büyük İskender’in
Pers İmparatoru III.Darius’u yenmesiyle bölge Makedonya İmparatorluğu’na dahil
olmuştur. Büyük İskender, Sardes’in eski valisi Pers Mithrines’i 331 yılında
Ermenistan’a satrap olarak göndermiştir. Büyük İskender ölünce eyaletler
komutanlar arasında paylaşılmış,bu komutanlardan biri olan Neoptolemos 323
yılında Ermenistan satraplığını almıştır[3].
Ermenistan, M.Ö. 319 yılında Pers
satraplardan Orontes’in hâkimiyetine geçmiştir. M.Ö. 319-228 yılına kadar
bölgedeki gelişmeler hakkında bilgiler çok kısıtlıdır. M.Ö. 228 yılında bölgeye
Selevkos II. Antiokhos Hieraks hâkim olmuştur. M.Ö. 189 yılında Roma
İmparatorluğu’na tabi olan bölge iki strategos (başkan, kumandan) arasında
bölünmüş ama yine Seleukoslar tarafından yönetilmiştir[4].
M.Ö. 189 yılında Ermenistan’da
başlayan Artaksias Hanedanlığı yönetimi M.S. 2. yüzyıla kadar devam etmiştir.
M.Ö. 140 yılından itibaren Ermenistan’ın bulunduğu bölge İran’da hâkim olan
Partlar ile Romalılar arasında savaş alanına dönmüştür. M.Ö. 2. yüzyıldan 53
yılına kadar bölge yabancı valilerce yönetilmiş, bu yıldan itibaren de Arsasid/Arşaguni
Hanedanlığı bölgeye hâkim olmuştur. M.S. 226 yılında Part İmparatorluğu son
bulmuş, Sasani İmparatorluğu bölgeyi hâkimiyeti altına almıştır. Sasanilerin
egemenliği sırasında Kars toprakları “Ararat Eyaleti” adı altında yaklaşık 200
yıl İranlıların egemenliğinde kalmıştır[5].
M.S. 287 yılında Ermeni tahtına oturan
III.Drtad/Trdat,301 yılında Hıristiyanlığı resmen devlet dini olarak kabul etmiştir[6]
4. yüzyılın sonlarına doğru,
Ermenistan’ın Bizans İmparatorluğu ve Sasaniler arasında paylaşılmasından sonra,
5. yüzyılın ikinci yarısı ve 6. yüzyıl boyunca Bizanslılar ve Sasaniler arasında
bölgedeki çatışmalar devam etmiştir. Ancak bu dönem Ermeni kültür tarihi
açısından önemli yeniliklerin olduğu yaratıcı bir dönemdir[7].
M.S. 428 yılında Ermenistan’daki
Arsasid/Arşaguni Hanedanlığı dönemi bitmiştir. Bu tarihten itibaren bölge Pers
İmparatorluğu’na bağlı marzbanlar (hudut eyaletleri muhafızları) ya da Bizans
İmparatorluğu’na bağlı generaller tarafından idare edilmiştir. Bu idarecilerden
Ermenilerin önde gelen feodal beylerinden Mamikonian Sülalesi M.S. 564 yılına
kadar Perslere bağlı olarak Ermenistan’ı yönetmişlerdir. M.S. 564-642 yılları
arasında bölge Bizans İmparatorluğu ve Pers İmparatorluğu arasında yeniden
bölünmüştür[8].
M.S. 591-705 yılları arasında Ermenistan’ın bir kısmı Bizans İmparatorluğu’nun
görevlileri tarafından yönetilmiştir[9].
Bizans ve Sasaniler arasındaki
savaşlarda harap olan Ermenistan’a M.S. 640 yılından itibaren Arap akınları
başlamıştır. Pers İmparatorluğu’nun 652 yılında yıkılmasında sonra, 661-750
tarihleri arasında bölgeye Emeviler, 750 yılından itibaren Abbasiler hâkim
olmuştur. Abbasi Halifesi Harun al-Raşid (786-809) zamanında, Yukarı Aras Nehri,
Kars Çayı ile Arpaçay boyları Dvin Emirliği’ne; Kura Irmağı boyu ile birlikte,
Ardahan, Göle, Posof ve Çıldır bölgeleri Tiflis Emirliği’ne; Pasinler ile Karasu
boyları da Erzurum (Karin/Kalıkala) Emirliği’ne bağlanmıştır. Bu düzenleme 949
yılında Erzurum bölgesinin Bizanslıların eline geçmesine kadar sürmüştür[10].
Bizans İmparatorluğu ve Araplar
arasındaki savaşlar 8. yüzyıl ortalarında yeniden başlamıştır. Bu savaşlar
nedeniyle 772 yılında, Çoruh Nehri, Sarısu, Dicle Nehri, Zap Suyu ve Aras Nehri
boylarına yayılmış ve ticaretle zenginleşmiş olan Ermeni Bagratlı Sülalesi’nin
bir kolu, merkezleri Doğu Beyazıt (Daruynk) olan Kars’ın güneydoğu bölgesine
yerleşmişlerdir. Başlarında Aşot Mısager’in bulunduğu diğer bir kol da
Ermenistan ticaretinin önemli merkezi ve Arap emirlerinin oturduğu Dvin şehrine
yakın olan Kars’ın doğu bölgelerine yerleşmeye karar vermiş ve Kamsarakan
Sülalesi’ne ait olan Kilittaşı’nı (Pekran/Bagaran) kendine merkez yapmıştır[11].
826 yılında Aşot ölünce kurmuş olduğu
prenslik iki oğlu Bagarat ve Sımbat arasında paylaşılmıştır. Bagarat, Muş
civarındaki (Daron, Sasun ve Khoyt) topraklarına, Sımbat babasının başkenti
Kilittaşı (Bagaran) ve Aras boylarına (Arşarunik ile Şirak) sahip olmuştur[12].
Halife’nin güvenini kazanan Sımbat’ın
oğlu Aşot, babasının 856 yılında Samarra’da ölmesinden sonra babasının unvanı
olan ısbarabedliğe yükseltilmiş, 861/862 yılında Halife Al-Mutavakkil (822-861)
ya da Halife Al-Musta’in (862-866), tarafından “Ermeni Prensler Prensi” ilan
edilmiştir[13].
885 yılında da Halife Al-Muta’mid (870-892) tarafından Aşot’a bir krallık tacı
gönderilmiştir. Aynı zamanda Bizans İmparatoru I. Basileos da (867-886) Aşot’a
bir taç ve değerli hediyeler göndererek krallığını tanımıştır. Bu tarihten sonra
Bagratlı Krallığı’nın yükseliş dönemi başlamıştır. Aşot’un krallık başkentinin
Arpaçay kenarındaki, babasının yerleşimi Kilittaşı (Bagaran) olduğu bilinir[14].
Kral I. Aşot’un ölümünden sonra
toprakları oğulları Bagarat Taron ve Sımbat arasında paylaşılmıştır. Bagarat
Taron, yukarı Fırat vadisini, Sımbat, Ani ve Kars’ı içine alan Şirak bölgesini
ve babasının başkenti Kilittaşı’nı almış, ama 772 yılından beri atalarının
merkezi olan Kilittaşı’nı bırakıp kendisine Başüregel’i (Şirakavan) merkez
yapmıştır. Gürcü Kuropolatı (sınırların bekçisi) II. Adernese, Sımbat’ı
Ermenistan’ın meşru kralı olarak tanıdığını ilân etmiştir. Sımbat, Vanand
bölgesini idare eden amcası Abas’ın isyanına son verdikten sonra Halife Al-Mu’tażid
(892-902) tarafından Ermenistan kralı olarak resmen tanınmıştır. Halife adına
Sımbat’a krallık tacı Azerbaycan Valisi Emir Saci Afşin tarafından
gönderilmiştir. Katolikos Garnili II. Kevork/Gevorg’un yönettiği taç giyme
töreni Başüregel’de (Şirakavan) Sımbat’ın yeni inşa ettirdiği Surp Prgiç
Kilisesi’nde 892 yılında yapılmıştır. 893 yılında da Bizans İmparatoru VI. Leon
(886-912), babası I. Basileos gibi, “şehit/martir” lakabıyla anılan I. Sımbat’a
taç gönderip krallığını tanımıştır[15].
903 yılında Dvin Emirliği’nin başında olan Sacoğlu Yusuf, I. Sımbat’ın oğlu
veliaht prens Aşot’a ‘İşkhanlar işkhanı’ unvanını vermiştir[16].
I. Sımbat hâkimiyet sınırlarını,
batıda Erzurum (Garin) şehrine, kuzeyde Tao-Klarjet’ten (Penek-Ardanuç) Hazar
Denizi’ne, Acarlara (Kolhis/Egerya) ve Kafkasların eteğindeki Kukark/Gugark
eyaletine, Çanarlar’dan (Karakalkan Dağları) Alanlar Kapısı’na (Daryal Geçidi),
Kura Nehri’nden Tiflis kentine ve Udi (Gence bölgesi) eyaletine kadar
genişletmiştir[17].
I. Sımbat, Sacoğlu Yusuf ve Vaspurakan
Kralı Gagik Ardzruni ile 914 yılında yaptığı savaşta tutsak edilmiş ve Dvin’e
götürülerek işkence ile öldürülmüş; yerine oğlu II. Aşot Yergat geçmiştir.
Dönemin Katolikosu V. Hovhannes’in (899-931) çabalarıyla, Ermeni Krallığı ile
Bizans İmparatorluğu arasında iyi ilişkiler kurulmuştur. İstanbul’u ziyareti
sonrasında Aşot’a Bizans İmparatoru Konstantinos Porphyrogennetos (913-959)
tarafından “Krallar Kralı” unvanı verilmiştir[18].
II. Aşot’un 928/929 yılında ölümünden
sonra, kardeşi Abas, Vaspurakan Kralı Gagik’in çağrısı üzerine bir araya gelen
Ermeni asillerinin toplantısında Ermenistan’ın krallar kralı (Şahinşah) olarak
seçilmiştir[19].
Abas, babası Sımbat öldükten sonra, Gürcistan’a gitmiş, orada evlenmiş, kardeşi
Aşot’un İstanbul’dan dönüşünden sonra ülkesine geri dönmüştür[20].
Abas (928-953) kral olunca ikâmeti olan Kars’ı Ermeni krallığının başkenti
yapmıştır. Kars’ın başkent olması şehrin gelişip büyümesine yol açmıştır. Kral
Abas, Dvin’deki emirlerle iyi ilişkiler kurmuş, bu nedenle de Ermenistan’da
geçmiş dönemlere oranla sakin bir ortam hâkim olmuştur[21].
Kral Abas, Kilittaşı’nda ikâmet eden
amcasının oğlu Aşot Şabuhyan’ın arkasında varis bırakmadan ölmesinden sonra onun
topraklarına da sahip olmuştur. Zaten Aşot Şabuhyan, Kral II. Aşot’un
halefliğine talip olmamış, ölümüyle de bölgedeki bir Ermeni prensliği daha
tarihe karışmıştır. Ayrıca Siunik’teki Ermeni Prensliği de Abas’ın krallığını ve
birincilliğini sorun çıkarmadan kabul etmiştir[22].
I. Abas, konumunu güçlendirmek için
Abhaz Kralı II. Georgi’nin kızıyla evlenmiş ve bu sayede güçlü bir ordu
kazanmıştır. Başında Kral Abas’ın olduğu Ermeni Krallığı, Abbasilere vergi
ödeyen ama iç işlerinde bağımsız bir krallık olmuştur. Dönem kaynakları ve
yayınlarda, Kral Abas dönemi Ermeni Krallığı’nda, yaşanan askerî ve politik
dinginliğin kültür zenginliğiyle sonuçlandığı ve yoğun imar faaliyetlerinin
olduğu belirtilmektedir[23].
Kral Abas, Katolikos Anania ile
birlikte bölgede pek çok manastırın kurulmasına öncülük etmiştir. Dönem
tarihçileri, Kral Abas zamanında, Bizans İmparatorluğu’ndan gelen ve bölgeye
yerleşen rahiplerin, manastırlar kurduklarını, “vartabed” denilen öğretmenler
aracılığıyla din biliminin öğretilmeye başlandığını kaydederler. Vartabedlerin
dinî eğitimin yanı sıra yapıların planlanmasında ve inşasında etkin oldukları,
manastırlarda da Kayserili Aziz Büyük Basileos’un kurallarına göre yaşam
sürdürüldüğü ifade edilmiştir. Araştırmacılar, bu dönem için Ermeni sanatı
rönesansından ve Bizans’ın bu sanata etkisinden bahsetmektedirler[24].
Kral Abas döneminde, feodal beylerin
ve yöneticilerin manastırlara yaptıkları bağışlar, satın alınan kasabalar,
bağlar, ormanlar ve başkalarına ödenen büyük miktardaki paralar hakkında kaynak
ve yayınlarda sınırlı bilgi bulunmaktadır. Kars 10. yüzyıldan önce önemli bir
kaledir. Ayrıca 10. yüzyılda Ardanuç’tan Trabzon’a giden ticaret yolunun önemli
duraklarından da biridir. Kral Abas bu yol güzergâhında seyahat eden tüccarların
güvenliğini sağlayarak Kars’ı çok güçlü bir hudut şehri yapmıştır[25].
Kral Abas’ın ölümünden sonra III. Aşot
(953-977), Katolikos Anania başkanlığında, 40 piskoposun ve Ermeni asillerinin
hazır bulunduğu bir törenle Ani’de taç giymiştir. Aşot babasının ölümünden sonra
ülkede çıkan karışıklıklarla uğraşmış, bölgede sükûneti sağlamaya çalışmış, 961
yılında başkenti Kars’tan Ani’ye taşımış ve şehrin etrafını surlarla
çevirmiştmiştir. Bölgenin sürekli karışık olması, kralın ölümünden sonra krallık
topraklarının oğulları arasında paylaşılması ve krallık derecesine yükselen
prenslerin hareketleri ülkenin müstakil devletlere ayrılmasına neden olmuştur.
Bu koşullar altında III. Aşot, kardeşi Muşeğ’e (962-984) Kars’ın bulunduğu
Vanand bölgesini bırakmak zorunda kalmış ve böylece Kars Bagratlıları Beyliği
kurulmuştur[26].
Vaspurakan Krallığı 968 yılında üç
kardeş arasında paylaşılmıştır. Bunlara bir de krallık derecesine yükselmiş
Siunik ve Daron/Taron prenslikleri eklenmiştir. Ermenistan’da bölünmelere rağmen
10. yüzyıl boyunca ve 11. yüzyıl başlarında genellikle barış ve refah içinde bir
dönem yaşanmıştır. Abbasiler ve Bizanslılar tarafından yapılan baskılardan az
etkilenen Ermenistan’da ticarî hayat canlılığını koruyabilmiştir[27].
10.-11. yüzyıllarda Ermenistan Batı ve
Doğu arasındaki değişimlerin çoğunun meydana geldiği tarafsız bir sahadır ve tüm
Ermenistan’ı boydan boya geçen önemli ticaret yollarına sahiptir. Bu dönemde
Bizanslılar ve Araplar arasındaki savaşlar nedeniyle bölgenin güneyindeki
ticaret yolları kullanılamaz hâle gelince, doğudaki ana ticaret yollarından biri
Nahçıvan’dan Ermenistan içine ulaşıp buradan ikiye ayrılarak biri Hazar Denizi
kıyısına, diğeri Karadeniz kıyısına ulaşmış, öteki yol ise doğrudan Bizans
İmparatorluğu’nun sınırları içine uzanmıştır. Bu durumda ticaret yollarının
kesişme noktaları olan Dvin ve Nahçıvan gibi eski merkezlerin yanı sıra Ani,
Kars ve Arzen/Arcn gibi yeni merkezler de gelişir[28].
III. Aşot 977 yılında ölünce, yerine
büyük oğlu II. Sımbat (977-988) başkent Ani’de taç giyerek başa geçmiştir. II.
Sımbat’ın krallığı döneminde Ani şehrinin etrafı ikinci kez surlarla çevrilmiş,
birçok kilise inşa edilmiş ve katedralin temeli atılmıştır. Ani yakınlarındaki
yerleşimlerde ve krallıklarda da yoğun imar faaliyetleri görülmüştür. II. Sımbat,
bölgedeki Ermeni krallıklarını ve prensliklerini otoritesi altında tutmayı
başarmıştır[29].
II. Sımbat’ın 988/989 yılında ölümünden
sonra Ermeni Krallığı’nın başına kardeşi I. Gagik (989-1020) geçmiştir. I.
Gagik’in himayesinde Bagratlı Ermeni Krallığı ve başkent Ani iktidarının en
yüksek seviyesine ulaşmıştır. Ermeni mimarisi altın çağına girmiş, Ani, “1001
kiliseli şehir” olarak ünlenmiştir[30].
Kral I. Gagik’in ölümünden sona Ermeni
Krallığı’nın başına oğlu III. Sımbat (1020-1040) geçmiştir. 1021 yılında
Selçuklular Vaspurakan’a girince, Bizans İmparatorluğu doğu sınırını emniyete
almak istemiş, Vaspurakan Beyliği’nin topraklarına el koymuştur. Vaspurakan
Kralı Senekerim, “Kapadokya Magistrosu” unvanıyla Kayseri ve Sivas civarındaki
topraklara yerleştirilmiştir[31].
Bizans İmparatoru Basileos Ermeni Kars ve Ani krallıklarını istediği için doğuya
doğru ilerlemiştir. I. Gagik’in oğlu Sımbat yetkilerini Basileos’a devretmiştir.
İmparator Basileos, Ani kralına İstanbul’da saray ve Kayseri civarında topraklar
hibe etmiş, Kars beyine de Amasya civarında topraklar vermiştir[32].
1040 yılında Bizanslılar Bagratlı
Ermeni Krallığı’nın arazisini kesin olarak imparatorluk topraklarına katmıştır.
1045 yılında Bizans İmparatorluğu tarafından Ani Bagratlıları Beyliği’ne son
verilmiştir. Kral Gagik Abas, Kapadokya’da Tzanmantos’a yerleşmiştir. 1054-1055
arası, Selçuklular Kars’a saldırarak tahrip etmiş, ancak kalesine dokunmamıştır[33].
1064 yılında Büyük Selçuklu Sultanı
Alparslan komutasındaki Selçuklu ordusu, Bizans yönetiminde bulunan ve
kaynaklarda “asla zapt edilemez” denilen Ani’yi kuşatmıştır. Bizans
İmparatorluğu’na bağlı generaller Bagrat ve Krikor tarafından savunulan şehir,
sultanın başarılı savaş taktiğiyle Selçuklular tarafından ele geçirilmiştir[34].
Sultan Alparslan Ani’yi, Dvin Emiri
Şeddadlı Ebu’l Esvar’a bırakmış, Esvar yaşlı olduğu için oğlu Manuçehr Bey
Selçuklulara bağlı olarak Ani’yi yönetmiştir. Böylece Ani’de Selçuklulara bağlı
olarak Şeddadlı yönetimi kurulmuştur[35].
Şeddadlı Beyi Manuçehr (1064-1110),
Ani’nin yıkılan surları ve yapılarını onartmış, saray, cami, kervansaray ve
suyolları gibi yeni yapılar inşa ettirmiştir. Böylece şehir eski canlı ticarî
hayatına kavuşmuş, hem Müslüman hem de Hıristiyanların rahat yaşadıkları bir
kent olmuştur[36].
Türklerin Bizanslıları Malazgirt’te
yenmesinden sonra bölgedeki Bizans İmparatorluğu’na hizmet eden Ermeni
aristokratlar batıya göç etmiştir. Sivas’tan Antakya’ya kadar olan bölgeye
yerleşen Ermeniler, zamanla Kilikya’ya yayılmaya başlamıştır[37].
1072 yılında Büyük Selçuklu Sultanı
Alparslan’ın ölümünden sonra başa oğlu Melikşah (1072-1092) geçmiştir. Bu
dönemde, Kars’ın bulunduğu bölge, Bizans İmparatorluğu’na bağlı olan Gürcüler
tarafından 1079-1080 yılları arasında yeniden denetim altına alınmıştır. 1080
yılında, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın Emir Ahmet komutasında bölgeye
gönderdiği orduya Gence, Dvin ve Ani’deki Şeddadlı emirleri de katılmış ve bölge
yeniden Selçukluların eline geçmiştir[38].
Bölgedeki direniş nedeniyle halka ağır vergiler yüklenmiştir. Bu nedenle, Ani
Ermeni Başpiskoposu Barseğ, din adamları ve asillerden oluşan bir heyetle,
“vergileri azaltmak ve sayıları dörde çıkarılan Ermeni Patrikliği’nin durumunu
görüşmek üzere İsfahan’a Sultan Melikşah’ı ziyarete gitmiştir. Ermeni heyetini
çok iyi karşılayan Melikşah, “Ermeni kilisesinin tek bir makamda temsil
edilmesi, bütün kilise, manastır ve ruhanilerin vergi dışı bırakılması”
konusunda ferman hazırlatarak Barseğ’e vermiştir. Ayrıca, Sultan Melikşah,
Ermeni heyetini, bir askerî birliğin koruması altında ülkelerine yollamış,
Azerbaycan genel valisine de ferman hükümlerinin aynen yerine getirilmesi için
talimat göndermiştir[39].
1092 yılında Büyük Selçuklu Sultanı
Melikşah’ın ölümünden sonra çocukları arasında çıkan taht kavgaları ve toprak
hâkimiyeti edinme çabasından Ani de nasibini almış, bölgede huzursuz bir süreç
başlamıştır. 1110 yılında Ani Şeddadlıları Beyi Manuçehr ölmüş, yerine oğlu
Ebu’l Esvar (1110-1124) geçmiştir. Bu dönemde sık sık saldırılara maruz kalan
şehir 1124 yılında Gürcülerin eline geçmiştir. 1125 yılında Şeddadlı Ebu’l
Esvar’ın oğlu Fadlun (1125-1131) tarafından bir yıl kuşatmadan sonra şehir
Gürcülerden geri alınmıştır. Ani şehri, 1131 yılında meydana gelen bir depremde
tahrip olmuştur[40].
Şeddadlı Beyi Fadlun’un 1131 yılında ölmesinin ardından beyliğin başına
sırasıyla Khoşçehr (1131), Mahmud (1131), Fahrettin Şeddad (1131-1155) ve II.
Fadlun (1155-1161) geçmiştir. 1161 yılında Ani’ye tekrar Gürcüler hâkim
olmuştur. 1164 yılında Ani, Selçuklulara bağlı Atabek İldeniz’in baskıları
sonucunda Gürcüler tarafından boşaltılmıştır. Atabek İldeniz Ani’yi II.
Fadlun’un kardeşi Şeddadlı Şahinşah’a (1164-1200) teslim etmiştir. Şahinşah’ın
Ani’de harap olan binaları yenileme gayreti ona Ebu’l-Muammeran unvanını
kazandırmıştır. 1199/1200 yılında Gürcü Kraliçesi Tamara (1184-1212) tarafında
şehrin ele geçirilmesiyle Ani Şeddadlı Beyliği son bulmuştur[41].
Kars ve Ani çevresi, 1239-1358 yılları
arasında Moğolların eline geçmiştir. Ani Şehri, 1319 yılında meydana gelen
şiddetli depremle bir kez daha harap olmuştur[42].
Bölgeye 1358-1380 arasında İlhanlılar/Celayirliler, 1380-1386 yılları arasında
Karakoyunlular hâkim olmuştur. Bölge, 1386 yılında Timur tarafından zapt
edilmiştir[43].
Ani, Timurlular zamanında valilik merkezi olmuştur. Bölge, 1406-1467 yılları
arasında Karakoyunluların, 1467-1534 yılları arasında Akkoyunluların yönetimine
geçmiştir. Akkoyunlular Döneminde savaş alanına dönen bölgede, pek çok şehir
gibi Kars ve Ani de harap olmuştur. Bölge, 1534 yılında Kanuni Sultan
Süleyman’ın Irakeyn Seferi sırasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına
katılmıştır[44].
Ani, 1605 yılında meydana gelen 8
şiddetindeki depremden sonra artık oturulamayacak hâle gelmiş ve tamamen
terkedilmiştir.
1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus
Savaşı (93 Harbi), Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisiyle sonuçlanmış, 3 Mart
1878 yılında Ruslarla Ayastefanos Antlaşması imzalanarak Kars, Batum ve Ardahan
onlara bırakılmıştır. 1917 yılında Çarlık Rusyası dağılınca 3 Mart 1918 yılında
Ruslarla imzalanan Brest-Litowsk Antlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum tekrar
Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ancak 1918 yılında Osmanlı topraklarının
İtilaf Devletleri tarafından istilâsı sırasında, Kars, Ardahan ve Batum’u, 1921
yılına kadar Ermeniler ve Gürcüler kontrolleri altında tutmuşlardır. Ruslarla 16
Mart 1921’de Moskova’da, 13 Ekim 1921’de Kars’ta yapılan antlaşmalarla,
Türkiye-Rusya sınırı çizilmiş, Kars ve çevresi Türkiye Cumhuriyeti topraklarına
katılmıştır[45].
[1]
R. Grousset, Başlangıcından 1071’e Ermenilerin Tarihi, (çev. Sosi
Dolanoğlu), İstanbul: Aras Yayıncılık, 2005, s. 52-53.
[2]
ay.es., s. 69, 72-74.
[5]
Anonim, “Kars”, Yurt Ansiklopedisi, C 6, İstanbul: Anadolu
Yayıcılık, 1982-1983, s. 4485; R. Grousset,
ay.es., s. 81-102, 103-117.
[6]
R. Grousset, ay.es., s. 112-113.
[7]
V.L. Parsegian (Ed.)., Armenian Architecture, Book VI, Leiden:
Inter Documentation Campany, 1981, s. 23.
[8]
D.M. Lang, “The Bagratids in Armenia and Georgia”, Journal of
Armenian Studies, Vol. II, no: 1, (1985), s. 36.
Ermeniler, Bizans İmparatorluğu ile Pers
İmparatorluğu arasındaki savaşlarda Bizanslıların yanında yer almış,
571’deki Perslerin zaferinden sonra, Ermeni asillerin çoğu, arazilerini
bırakarak, başlarında Vardan Mamikonian, Ermeni katolikosu ve
piskoposlarla birlikte İstanbul’a gitmiş, ayrıca asillerin bir kısmı da
Bizans İmparatorluğu’nun Karadeniz girişine yerleştirilmiştir (P.
Charanis, The Armenians in the Byzantine Empire, Lisboa: Livraria
Bertrand, Armenian Library of the Calouste Gulbenkian Foundation, 1963,
s. 13).
[9]
P. Charanis, Ermeniler’in, 7. yüzyıl boyunca Bizans ordusunun önemli
unsurları olduklarını, 9.-11. yüzyıllar arasında Bizans
İmparatorluğu’nun askerî ve politik hayatını çok etkilediklerini ve
imparatorların çoğunun kökeninin Ermeni olduğunu ifade etmektedir (a.g.e.,
s. 18, 34-35).
[10]
M. F. Kırzıoğlu, Kars Tarihi, (1. cilt), İstanbul: Işıl Matbaası,
1953, s. 247.
[11]
M.F. Kırzıoğlu, ay.es.,
s. 232, 251; M. F. Kırzıoğlu,
“Selçuklular’dan Önce “Armenya”ya/Yukarı- Eller’e Hakim Olanlar (M.Ö.-IV.
Bin-M.S. 1064”, Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu -Tebliğler ve
panel Konuşmaları-, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü
Yayınları, (Şafak Basım ve Yayınevi/Manisa), 1983, s. 191; R. Grousset,
ay.es., s.
316-319, 326.
[12]
M. F. Kırzıoğlu,
ay.es.,
1953, s. 253; R. Grousset,
ay.es., s. 333.
[13]
L. Arpee, A History of Armenian Christianity From The Beginning to
Our Own Time, NewYork: The Armenian Missionary Association of
America, 1946, s. 83; M. F. Kırzıoğlu,
ay.es.,
1953, s. 259; S. Der Nersessian,
The Armenians, London: Thames and Hudson, 1969, s. 33; D. M. Lang,
ay.es., s.
38; S. P. Cowe,. “Relations Between the Kingdoms of Vaspurakan and Ani”
Armenian Van/Vaspurakan içinde, California: Mazda Publishers,
2000, s. 78; G. A. Bournoutian, A Concise History of The Armenian
People (From Ancient Times to the Present), California: Mazda
Publishers, second edition, 2003, s. 83; R. Grousset,
ay.es., s. 334-353.
[14]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es.,
1953, s. 261-263; C. Toumanoff, “Armenia
and Georgia” The Cambridge Medieval History içinde, (Ed. J.M.
Hussey), vol. IV, part I, Cambridge: University Pres, 1966, 612-613; A.
A. Vasiliev, Byzance et les Arabes: Tome II- La Dynastie Macédonienne
(867-959), Brussels, 1968, s. 104-105; S. Der Nersessian,
ay.es., s. 33; M.
A. Kaşgarlı, “Ortaçağ Ermeni Tarihleri Kritiği.” Tarih Boyunca
Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (8-12 Ekim 1984
Erzurum), Ankara: Kurtuluş Ofset Basımevi, 1985, s. 324; D. M. Lang,
ay.es., s.
38; G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, (Çev. Fikret Işıltan),
Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 221; P. Cuneo,
Architettura Armena dal Quarto al Diciannovesimo Secolo, I-II, Rome:
Deluca Editore, 1988, s. 845; S. P. Cowe, ay.es.,
s. 78; G. A. Bournoutian,
ay.es., s. 83; R.
Grousset, ay.es.,
s. 373-374.
[15]
L. Arpee, ay.es., s. 83; F. M. Kırzıoğlu, ay.es., 1953, s. 265-266; P.
Cuneo, ay.es., s. 847; R. Grousset, ay.es., s. 377-378.
[16]
R. Grousset, ay.es., s. 425.
[17]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es., 1953, s. 267; R. Grousset, ay.es., s. 380.
[18]
R. Grousset, Histoire de l’Arménie des Origines á 1071, Paris:
Payot, 1947, s. 442; M. F. Kırzıoğlu, ay.es.,
1953, s. 259-307; C. Toumanoff,
ay.es., s.
614; S. Der Nersessian, ay.es.,
s. 35; S. Der Nersessian, The
Armenians, New York, Washington: Praeger Publisher, 1970, s. 34; H.
D. Yıldız. “10. y.y.’da Türk-Ermeni Münasebetleri.”, Tarih Boyunca
Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (8-12 Ekim 1984
Erzurum), Ankara: Kurtuluş Ofset Basımevi, 1985, s. 3-4; P. Cuneo,
ay.es., s.
847.
[19]
R. Grousset, ay.es., 2005, s. 457.
[20]
Vardan (Vardan Areveltsi), “The Historical Compilation of Vardan
Arewelc’i”, (çeviren ve yorumlayan Robert W. Thomson), Dumbarton Oaks
Paper 43 (1989), s. 188.
[21]
L. Arpee, ay.es., s. 85; R. Grousset, ay.es., 1947, s. 464 472; V. L.
Parsegian (Ed.), ay.es., 1981; R. Grousset, ay.es., 2005, s. 457.
[22]
R. Grousset, ay.es.,
1947, s. 465.
[23]
Asoğik (Stephanos Asoğik Daronetsi),
(Stephanos Daronetsi, Evrensel Tarih), (yay. haz. Rahip
Garabed Şahnazaryants), Paris, 1859, s. 157; Asoğik (Stephanos Asoğik
Daronetsi),
Des Stephanos von Taron, (yay. haz. H.
Gelzer, -A. Burckhardt), Leipzig: B.G. Teubner Verlag, 1907, s.
125-126; H.
Pasdermadjian,
Histoire de L’Arménié depius les Origines jusqu’au Traité de Lausanne,
Paris : Libraire Orientale H. Samuelian, 1949, s.
177; J. M. Thierry, La Cathedrale des
Saints-Apotres de Kars, 930-943, Louvain; Paris: Peeters, 1978, s.
3-4; D. M. Lang, ay.es.,
s. 39.
[24]
Asoğik, ay.es.,
1856, s. 157-166; Asoğik,
ay.es., 1907, s.
125-131; H. Pasdermadjian, ay.es.,
s. 177; J. M. Thierry,
ay.es., s. 3-4; V.
L. Parsegian (Ed.), ay.es.,
1981.
[25]
S. Der Nersessian “Armenia in the Tenth and Eleventh Centuries”
Proceedings of The XIIIth International Congress of Byzantine Studies
(Oxford 5-10 september 1966), London: Oxford University Press, 1967,
s. 427.
[26]
L. Arpee, ay.es.,
s. 85; H. Pasdermadjian,
ay.es., s. 177; S.
Der Nersessian, ay.es.,
1970, s. 108; J. M. Thierry,
ay.es., s. 5; G. A.
Bournation, ay.es.,
s. 86; R. Grousset,
ay.es., s. 469-489.
[27]
L. Arpee, ay.es., s. 85; R. Grousset, ay.es., 1947, s. 478-489; H.
Pasdermadjian, ay.es., s. 177; S. Der Nersessian, ay.es., 1970, s. 108;
J.M. Thierry, ay.es., s. 5; G. A. Bournation, ay.es., s. 86; R. Grousset,
ay.es., 2005, s. 469-489.
[28]
S. Der Nersessian, ay.es.,
1967, s. 427.
[29]
R. Grousset, ay.es., 2005, s. 489-490, 506.
[30]
S. Der Nersesian, ay.es.,
1978, s. 98-99; R. Grousset,
ay.es., 2005, s.
507-508, 511-513, 525-529.
[31]
F. Hild-M. Restle, Kappadokien (Kappadokia, Charsianon, Sebasteia und
Lykandos), Tabula Imperii Byzantini 2, Wien: Verlag des
Österreichischen Akademie der Wissenschaften, 1981, s. 50; R. Grousset,
ay.es.,
2005, s. 540-543.
[32]
F. Hild-M. Restle, ay.es.,
s. 50; A. E. Dostourian, “The Fall of the
Armenian Kingdoms of Vaspourakan and Ani: A Twelfth Century Account by
Matthew of Edessa” Journal of Armenian Studies, vol. II, No: 1,
Spring-Summer, 1985, s. 30; M. A. Kaşgarlı, “Bizans’ın Ermenilere
Verdiği Unvan ve Payeler”, X. Türk Tarih Kongresi,
Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1991, s. 1093-1094.
[33]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es., 1953, s. 308-349; J. M. Thierry, ay.es., s.
1-6; S. Der Nersesian, Armenian Art, London: Thames and Hudson,
1978, s. 99; M. A. Kaşgarlı, ay.es., 1985, s. 327-328.
[34]
A. Sevim, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi (Başlangıçtan 1086’ya
Kadar), Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988, s. 41; A. Sevim-Y.
Yücel, Türkiye Tarihi Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi,
Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1989, s. 9, 51.
[35]
F. Kırzıoğlu, ay.es.,
1953, s. 344-345; M. Ersan, Selçuklular Zamanında Anadolu’da
Ermeniler, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2007, s. 30,
86.
[36]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es.,
1953, s. 360-366; M. Ersan,
ay.es., s. 87-88.
[37]
V. L Parsegian, ay.es., s. 29-32; G. Ostrogorsky, ay.es., s. 350.
[38]
M. F. Kırzıoğlu, a.g.e., 1953, s. 354-360.
[39]
A.Sevim-Y. Yücel, ay.es., s. 86.
[40]
M. Tuncel “Aras Nehri ve Siyasi Sınır Olarak Tarih Boyunca Oynadığı
Rol”, Yakın Tarihimizde Kars ve Doğu Anadolu Sempozyumu (Kars-Subatan
17-21 Haziran 1991), Ankara: Yükseköğretim Kurulu Matbaası, Kars
Valiliği ve Atatürk Üniversitesi Yayını, ikinci baskı, 1992, s. 199.
[41]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es., 1953, s. 366-394; M. Ersan, ay.es., s.88-94.
[42]
M. Tuncel, ay.es., s.199.
[43]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es.,
1953, s. 308-517; M. F. Kırzıoğlu, “Kars”
İslam Ansiklopedisi, c. 6, MEB Devlet Kitapları, Eskişehir: ETAM
A. Ş. Matbaası, 2001, s. 362; M. Ersan,
ay.es., s. 95-97.
[44]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es.,
2001, s. 362.
[45]
M. F. Kırzıoğlu, ay.es., 1953, s. 551-555, 559.
|